Lave öğrenmeyi etkinlik, bağlam ve kültür sonucu doğal olarak meydana gelen (mesela durum) olarak açıklamıştır. Bu ise çoğunluk sınıf içi öğrenme aktiviteleri ile tezatlık oluşturur çünkü sınıf içi aktiviteleri bilgi ağırlıklı soyut olup bağlam dışıdır. Sosyal etkileşim durumlu öğrenmenin kritik bileşenidir-öğrenenler yaşadığı kültürün deneyimlerinin (doğal inançlarını içermekte ve davranışlarını geliştirmektedir) sonucu oluşur. Öğrenmenin başında kişi en dıştayken bu kültürün merkezine doğru yol alır, daha aktif olur ve bu kültüre angaje olarak bu kültürün rehberi veya deneyimlisi olur. Bundan başka durumlu öğrenme genellikle kasıtlıdan ziyade istem dışı gelişen (kasıtsız) bir eğitim şeklidir. Bu düşüncelerin ne olduğunu Lave&Wenger (1991) “mantıklı çevresel katılım” işlemi olarak adlandırmışlardır (Yayla, 2001).
Bağlam: Öğrenme en iyi ancak bir bağlam içinde gerçekleşebilir. Bağlam, öğrenme için gerekli ortamın önemli bir parçası olmalıdır. Soyutlanmış ve yapay okul ortamları öğrenme için bir bağlam sağlayamazlar, öğrenme ortamı gerçek dünyayı ve günlük yaşamı yansıtan zengin bağlamlar sunmalı ve öğrencilere öğrendikleri bilgileri kullanabilecekleri gerçek ortamlara benzeyen ortamlarda uygulama olanağı vermelidir (Merilli Li ve Jones, 1990; Jonassen, 1991; Aktaran: Deryakulu, 1995, s.59).
Bağlam öğrenmenin oluşması beklenen çevredeki bireyleri, araçları, tasarım özelliklerini, ortamı, nesneleri ve gündemdeki konuyu içerir. (Deryakulu, 1995, s.60).
Bilişsel Çıraklık
Bu anlayış, öğretimin bir çırağın yetiştirilmesi sürecini taklit etmesini vurgulamaktadır. Bilişsel çıraklık, belli bir bağlamda, belirli öğrenme çıktıları için, öğrenciye bilgiye nasıl ulaşacağı, onu nasıl kullanabileceği ve uygulayabileceği konusunda gereksinim duyacağı bilişsel etkinliklerin öğretmenin bir usta gibi yol gösteriliciliği ışığında kazandırılması sürecidir. Bu süreçte öğretmen, bir ustanın yaptığı gibi önceden hazırlanmış bir öğretim senaryosu olmadan, öğrencinin gerçek dünya bağlamındaki sorunları çözmesine yardım etmek üzere stratejiler geliştirerek öğrenciye yol gösteren biri olmalıdır.
Bilişsel çıraklık, bilişsel becerilerin gerçek bir durumda nasıl kullanılabileceği konusunda geleneksel usta-çırak etkileşiminin bazı özelliklerini uyarlayarak kullanan bir yaklaşımdır. Öğrenciler karmaşık ve gerçek bir durumda bilgiye nasıl ulaşıldığını gözlemleyerek öğrenir daha sonra da kılavuzlanmış ve desteklenmiş ortamlarda gözledikleri bilişsel becerileri uygularlar (Deryakulu, 1995, s.60).
Brown, Collins & Duguid (1989) bilişsel çıraklığın temelde önemine dikkat çekerek:” Bilişsel çıraklık, öğrencilerin bilgi edinmelerine fırsat veren, geliştiren ve bilişselliğe ait donanımları otantik temelli kullanma temel öğrenmeyi desteklemektedir. Öğrenme, ister okulda ister dışarıda olsun, işbirlikçi sosyal etkileşimli ve bilginin toplumsal yapılanmasına doğru ilerliyor.” demektedir.
Durumlu öğrenme genel olarak bilgi kazanma teorisidir. Problem çözme yeteneğine odaklanan okullar için teknoloji tabanlı eğitim aktivitelerinin içeriğinde uygulanabilir (Cognition & Technology Group at Vanderbilt, 1993; Aktaran: Yayla, 2001).
Durumlu öğrenme ile etkili öğrenme ortamları tasarlamada Lave tarafından ortaya konulan aşağıda verilen yanlış inançlara dikkat edilmelidir;
1. Kişi öğrenmesini bir durumdan diğerine muhtemelen transfer eder.
2. Öğrenen bilgiyi almada pasiftir - bilginin içine boşaltıldığı bir kaptır.
3. Öğrenme uyarıcı ve doğru cevaplar arasındaki güçlendirmedir.
4. Öğrenenler bilginin yazıldığı boş tahtadır.
5. Yeni durumlara transfer edilecek beceriler ve bilgi içeriğin kullanımından bağımsız olarak edinilebilir. İçerik anlamı verir (http://hale.pepperdine.edu/~tehiggin/lave.html).
Bu kurama göre; bilgi otantik bağlamda sunulmalıdır, mesela çevreler ve uygulamalar doğal olarak o bilgiyi içermelidir. Öğrenmenin sosyal etkileşime ve işbirliğine ihtiyacı vardır (Yayla, 2001).
Durumlu öğrenmenin uygulanmasını zorlaştıran sebepler ise şunlardır: Sosyal yapıcılık bakış açısı ile Lave anlamlı öğrenmenin ancak toplumun tüm kesimlerinin (öğrenci, ebeveyn, okul) aktif katılımını gerektirir ve bunu sağlamak zordur. Bir diğer sebep ise durumlu öğrenme değerlendirme işlemine farklı bakmasıdır. Değerlendirme işin yapımında öğrencinin katılımını esas alır ki bunu yapmak hem zordur hem de ebeveynler genelde çocuklarının okuldaki diğer çocuklar ile karşılaştırılmalarını isterler. Deneyimler sonuç-tabanlı öğrenme be portoflyo değerlendirmelerin ebeveyn ve okullardaki üyeler tarafından ret edildiğini göstermektedir (Carr et al., 1998).